Onur Ünlü: İktidardan hiç durmadan tiksinmeliyiz
Yönetmen Onur Ünlü politik mesajlarıyla dikkat çektiği röportajda "iktidar pistir, ondan hiç durmadan tiksinmeliyiz" dedi.
Yönetmen Onur Ünlü'nün sıradışı bir imamın hikayesini anlattığı 'İtirazım Var', 'insan onuru' gibi garip gerekçelerle 18+ yaş sınırlamasıyla gösterime girdi, itiraz üzerine yaş sınırı 15+'ya indirildi.
Radikal gazetesi 33. İstanbul Film Festivali'nde en iyi
yönetmen seçilen Ünlü'yle hem yeni filmi İtirazım Var'ı hem Gezi ve
Leyla ile Mecnun'u konuştu. Ünlü politik mesajlarıyla dikkat
çektiği röportajda "iktidar pistir, ondan hiç durmadan
tiksinmeliyiz" dedi.
"İTİRAZIM VAR"IN DERDİ
NEDİR?
‘İtirazım Var’dan ne anlamalıyız?
Ne anlamalıyız diye tasalanmamalıyız belki de… Düz bir anlatı
çizgisinde ilerleyen eğlenceli bir hikaye. Arada da dünyayla ilgili
fikirlerini söylüyor bize… Belki daha çok ‘ne anlamamalıyız’ diye
düşünebiliriz…
Senaryolarınızı bir andan yola çıkarak yazdığınızı
söylemiştiniz. ‘İtirazım Var’ hangi anın kurgulanmışı?
Ya bir andan yola çıkarsın ya da bir karakter düşünürsün ve o
karakteri bir şeyler yaparken görürsün. Bu filmde bir karakterden
yola çıktım.
Selman Bulut benim gençliğimden beri düşündüğüm bir karakter. Önce
karakter belirdi ve camide bir cinayet işlenmesi fikriyle
birleşti.
SELMAN BULUT KARAKTERİNİ
KENDİME YAKIN BULUYORUM
Selman Bulut enteresan bir karakter. İki üniversite üstüne
antropoloji yüksek lisansı, eski boksör, saz çalıyor, Alevilere
sempati besliyor filan... Onun özelliklerini nasıl
yapıştırdınız?
Aslında yapıştırmadık. Selman Bulut’u ben kendime çok yakın
buluyorum. Ona benzemek isterdim mesela... Ama bir film karakterini
bir dedektif yapmaya karar verdikten sonra bazı özellikler eklemen
gerekir. Neticede bir cinayet analitik bir kafayla çözülür ama
Selman Bulut sürekli kalpten bahseden bir insan. Satranç oynaması
bize analitik bir tarafının da olduğunu gösteriyor, örneğin.
Polisiye klişeler üzerinden ilerler. Bu klişeleri ne kadar yaratıcı
kullanabildiğine bağlı olarak başarılı olursun. Kim olduğu belli
olmayan birisiyle telefonda satranç oynaması bana parlak bir fikir
gibi geldi. O kişiyi filmin içinde bir kez daha kullandım. Selman
içeri düştüğünde kurtulmasını sağladı ve o gizemli bir öge olarak
kaldı. Bu tip şeyler polisiyede çalışır. Sıkı bir dedektifi mutlaka
karakter devam etsin diye tasarlarsın. Bir süre sonra karakterlerin
yazarların önüne geçmesi de bundandır. Marlowe’un Chandler’in önüne
geçmesi, Sherlock Holmes’ün Doyle’un önüne geçmesi ya da Komiser
Maigret’in Simenon’un önüne geçmesi gibi…
SERKAN KESKİN'İN
OYUNCULUĞU
İzleyici yorumlarına bakılırsa Selman Bulut karakteri çok
sevildi. Selman Bulut size ne kazandırdı?
Her şeyden önce bir karakterim olmuş oldu. Sevilmesinde Serkan
Keskin’in iyi oyunculuğunun da payı büyük. Karakter yaratmak basit
bir şey değildir; ama galiba artık benim bir karakterim var. Yarın
bir gün yine bir polisiye yapmak istediğimde, çağırırım gelir
mesela…
‘İtirazım Var’ klasik bir polisiye ama öyle tatlı ilerliyor
ki bir cinayeti unutuyoruz. Özellikle mi planladınız?
‘Katil kim’i biraz unutsak iyi olurdu. Karaktere odaklanmamız
gerekiyordu biraz. Bir polisiye metin sadece katilin kim olduğuna
odaklanırsan fazlasıyla teknik ve kurgu bir filme dönüşür. Bir
polisiye metin, karakterin dünya üzerine söylediği şeylerle
şenlenir.
İMAM NİKAHI İLE İLGİLİ
SAHNE TEPKİ ÇEKTİ Mİ?
Bir imamı anlatan bir film yapacaksanız derinlikli bir din
bilgisine ihtiyaç var. Sizin dinle aranız nasıldır?
Selman Bulut’a benziyor din ile ilişkim. Bu kadar söyleyebilirim.
“Aşık kişi harab olur, aşık bilmez din diyanet” diyor Yunus Emre.
“Arifin dini olmaz” derler… Belki de tehlikeli gibi duran bu masum
cümle üzerine daha çok düşünmeliyiz.
Filmde zaman zaman cesaretli şeyler de söyletmişsiniz
Selman Bulut’a. İmam nikahıyla ilgili söyledikleri örneğin…
Tepkilerden korkmadınız mı?
İmam nikahıyla ilgili Selman Bulut’un söylediklerini gerekçesiyle
açıklarsan kimsenin itiraz edebileceği bir şey olmuyor. Eğer o
cümleden sonra filmin içinde İmam-ı Azam’ın söylediklerini
dillendirmese film kafasına göre konuşuyor gibi olabilirdi. Ama bu
şekilde anlatınca herkes anlıyor ne demek istediğini
filmin…
FİLMDE SIRRI SÜREYYA'NIN
PARMAĞI
‘İtirazım Var’ın senaryo aşamasında Sırrı Süreyya Önder’in
de parmağı var. Nasıl gerçekleşti bu ortak çalışma?
Filmin hikâyesini Sırrı Abi’yle birlikte çalıştık. Ben yazdım, o
bir şeyler söyledi, ben yeniden yazdım. Bütün bunlar dört sene önce
oldu bitti. Bu dört senede iki tane film ve 150 bölüme yakın dizi
çektim. Dört sene aralıksız çalıştığımız bir senaryo yok elimizde.
Bir senaryoyla dört sene çalışamam, aklımı kaybederim.
Selman Bulut’la ilgili başka fikirleriniz olduğunu
söylemişsiniz…
Eğer şartlar olgunlaşırsa Selman Bulut’u aşık etmek istiyorum. Aşık olursa nasıl bir serseme dönüşecek, çok merak ediyorum doğrusu.
+18 YAŞ SINIRININ PERDE
ARKASI
Filminize 18 yaş sınırlaması getirildi… Sonra siz ‘itiraz
ettiniz’ ve yaş sınırı 15+’ya indi. Süreç nasıl
gelişti?
İtiraz ettik, çünkü yasağın gerekçesini bile anlayamamıştık.
Ben, yasak ilk getirildiğinde de söylemiştim: ‘Henüz seyirci filmi
görmediği için herkes niye yasak getirildiğini merak ediyor. Fakat
filmi gördükten sonra niye yasak getirildiğini daha çok merak
edecekler’ diye… Sahiden de öyle oldu. Filmden çıkan herkes, bizim
kararı ilk duyduğumuz andaki gibi şaşkın şaşkın birbirine
bakıyorodu ‘Bu filmin nesine böyle ağır bir yasak getirilmiş’ diye…
Sonra biz bu yasağa itirazımızı yaptık ve neyse ki 18 yaş sınırı
15’e çekildi. Ve biz sevinemedik. Çünkü ölümü gösterdiler ve biz de
sıtmaya razı olduk gibi hissettik kendimizi. Şimdi yine merak
ediyorum, niye 15? Hâlâ anlayabilmiş değilim… Fakat şunu da
söyleyeyim, yaş sınırı 15’e çekildiği için bu işin peşini bırakacak
değiliz. Çünkü bu iş bizim filmimizle başlayıp bitecek bir şey
değil. Bir süre sonra başka bir film için yine böyle şeyler
yaşanacak; tıpkı bir süre önce başka filmler için olduğu gibi…
Temel sorun, bu kararların kendisine dayanılarak verildiği
yönetmelik metni. Yönetmeliğin içeriği ile ilgili tartışmaya
başlamalıyız. Ki sinemacı tayfası tartışmaya başladı... Bu arada
yasakla ilgili ilk andan itibaren bütün sinema çevresinden gelen
desteğe ben bir kere daha teşekkür etmek istiyorum buradan. Bizi
yalnız bırakmadılar, yalnız hisetmememiz için herkes elinden geleni
yaptı. Çok şahaneydi…
18+ sınırı gelince ne değişiyor? Bu gerçekten konuşulduğu
kadar büyük bir etki yaratıyor mu?
Gişe istatistiklerine göre 19.00 ve 21.00 seansları çakılı, önceki
seanslar boş. Bu seanslar bu kadar doluyken önceki seansların boş
olması istatistiki olarak çok da mümkün değil. Fakat 15 yaşında bir
çocuktan filme girmek için mücadele etmesini bekleyemezsin. Ayrıca
aileleri de gerdi bu durum diye tahmin ediyorum. Ama neyse ki artık
bir nebze olsun çözüldü durum…
LEYLA İLE MECNUN VE
GEZİ'DEN SONRA YENİ BİR SANSÜR
‘Leyla ile Mecnun’ da siz Gezi’de göründünüz diye yayından
kaldırılmıştı. Sıkılmadınız mı bu kadar çok
kısıtlamadan?
Konu sıkılmaksa, sıkıldık. Bir sene içinde çok fazla şey oldu. Ama
bu süre zarfında hayatlarını kaybedenler var. Bize de çok fazla
söylenip durmak düşmez. Fakat illa ki bir şey söylemek gerekirse
teknik olarak ekmeğimizle oynanmış oluyor. Bu durumdan dolayı biz
gerçekten maddi anlamda sıkıntı çektik. Bir sürü insan da bizimle
birlikte sıkıntıya düştü filan…
Filmdeki diyaloglara ve genel itibariyle konuya bakınca
yaşadığımız dönemin bir özeti gibi. Siz senaryoyu bu olaylardan çok
önce yazıyorsunuz. Filmde söylendiği gibi ‘hissi kablel vuku’ mu,
yoksa bir öngörü var mı?
Öngörü yok ama ‘an’görü var. O anda gördüğümüz şeyi yazdım. O zaman
da böyle şeyler oluyordu ama sanki biraz kendi üstüne kapalıydı.
Ekonomi fena gitmiyordu da (!) her şey tıkırında gibi duruyordu.
Bizler farkındaydık, aşağı taraf kaynıyordu. O kaynayan tarafa
bakarak yazdım filmi. Fuzuli “Selam verdim rüşvet değildir deyü
almadılar” der. Bundan 500 sene önce de durum böyleydi, 500 sene
sonra da atsam tutacaktı. Çünkü bu temel problem. Çünkü bu iktidar
denen şeyin problemi. İktidar pistir.
İKTİDARDAN HİÇ DURMADAN
TİKSİNMELİYİZ
Devletten, iktidardan, güçle ilgili bilumum olgudan
tiksinmeli miyiz?
Hiç duraksamadan tiksinmeliyiz. Onunla işbirliği içine girmeyi
düşündüğümüz anda o anaforun içine çekilir gideriz. Onunla hep
mesafeli durmalıyız. Onunla herhangi bir şekilde iş birliği
yapılamaz. Timsahla arkadaş olamazsın. Biraz bu konular üzerine
düşündüm. İktidarla işbirliği yapmanın ideal yolu onun yanında
durmak gibi görünür; oysa o her zaman kucağına oturmanı
ister...
Selman Bulut gibi olmak işe yaramaz mı?
Kolay kolay Selman Bulut olamayız. Güncel siyaset üzerine derin
bilgiye sahip değilim ama yakın gelecekte bir umut görmüyorum.
Bütün ülke ağzını açıp ‘Cumhurbaşkanı kim olsun, o gidince yerine
kim gelsin’ diye konuşuyor. Bunu mu tartışmalıyız şu anda? Ülkenin
temel problemi sahiden bu mudur? Şu anki iktidar manipülasyon
konusunda çok usta…
KANSER ÜÇLEMESİ ÇEKİLECEK
Mİ?
Yıllardır konuşulan ‘Bankası’ ve ‘Beş Şehir’den sonra
bahsettiğiniz ‘kanser üçlemesi’ ne oldu?
‘Bankası’ filmini çekmem zor. Zira çok pahalı bir proje. Benimle
birlikte toprağa girecek gibi. ‘Kanser üçlemesi’ ile ilgili fikrim
ise değişti. Kanser olduktan sonra eskisi gibi ilgilenmemeye
başladım kanserle. Ne olduğunu gördüm, bir cazibesi kalmadı. Bir
işe yaramıyormuş! Ama kanser olmamalıyız.
RÖPORTAJIN TAMAMI İÇİN