Hasan Bülent Kahraman günün yazarı...
Hasan Bülent Kahraman bugünkü SABAH’ta “Beethoven utanç içinde” başlığı altında yayımlanan yazısında; AB ülkeleri (Bilhassa kurucu ülkeler) için yapılabilecek “en nazik”… Ama… “En etkili” hakareti yapıyor…
Öyle bazı eleştiriler ya da çocukluğumuzda sık
sık işittiğimiz “azarlar” vardır ki; içinde tek bir
“hakaret ve küfür” olmadığı halde içimizi
yakar…
*
Rahmetli dedeciğim bana ve benden iki yaş büyük ikiz amcalarıma
öfkelendiği bir gün bizi karşısına dizmiş, güzelim
Kırcali şivesiyle (Mealen) şöyle
demişti:
“Üstünüzdeki bu mintanı, tumanı
(pantolon) sadece insanlar giyiyo ama yaptıklarınız
insanların yaptıklarına benzemiyo”…
*
Üçümüz de çok utanmış, bir daha o gün yaptığımız yaramazlık benzeri
bir yaramazlık yapmamıştık…
*
Hasan Bülent Kahraman
bugünkü SABAH’ta “Beethoven utanç içinde”
başlığı altında yayımlanan
yazısında; AB ülkeleri (Bilhassa kurucu ülkeler) için
yapılabilecek “en nazik”…
Ama…
“En etkili” hakareti yapıyor…
Ve tabii ki; “Günün Yazarı” seçiliyor…
BEETHOVEN UTANÇ
İÇİNDE…
Irkçılık, yabancı düşmanlığı, ötekileştirme Avrupa'nın iliklerini emiyor. Avrupa Avrupa'ya ve kendi kurucu bilincine düşman.
Yakında bu gidiş başka ve çok daha acı olaylar doğuracak.
Peki neden böyle sorusunun bir bölümünü, bilhassa işin Müslümanlık ve İslam'la olan kısmını çarşamba günü açıklamaya çalıştım. Oryantalizm ve Sömürgecilik Avrupa'yı kıskıvrak yakalayan ırkçılık yengecinin iki koludur dedim.
Bugün de meselenin Berlin Duvarı sonrası bölümüne değineyim.
***
Berlin Duvarı'nın yıkılması yeni bir dünyaya açtı insanlığı. Bu
dünya Avrupa'nın Hümanizma anlayışı doğrultusunda, onun
genişletilmesiyle kurulan bir dünyaydı. Artık farklı dinlerin,
dillerin, ırkların, mezheplerin bir arada bulunmasına, ortak
yaşamına sınır tanınmayacaktı.
Modernizmin 'arındırıcı' ve 'homojenleştirici' anlayışı büsbütün aşılmış sayılıyordu. 1990'ların kimlik ve hafıza, mekân ve beden politikalarıyla iç içe geçmesi, tüm bu alanlarda yeni gelişmelerin sağlanması bu kabullere dayanıyordu.
'Olumlu küreselleşme' dediğim çerçevenin içini
dolduran unsurlar bunlardı.
***
Bu yaklaşım evvela etnik temele oturan bir ulusçuluk veya ırkçılık
temeline dayalı bir ulusçulukla aşıldı. Bilhassa Doğu Avrupa
ülkeleri federatif yapıları bırakıp, etnisitelerin ve ırkların öne
çıktığı her dönemde olduğu gibi 'izolasyonist' yani kendi içine
kapalı küçük ulus devletlerini kurmaya yönelince küreselleşme ve
yeni dönem hayallerinden uzaklaşıldı ve insanların ayakları bazı
kirli sulara erdi.
Bu dalga sarmallar halinde gelişip ve ne yazık ki, Avrupa bilincini ezip, kırıp geçip ırkçılık ve yabancı düşmanlığı halinde tüm kıtayı sardı.
***
Bütün bunlara bir de AB'nin eskimişliğini ve bütün bu olumsuz
gelişmelerde ön alamamasını ekleyelim. Beni en çok ilgilendiren
hususlardan biridir bu.
AB, bu sarsıcı yapının ortaya çıkmasında yeterince güçlü davranamadı. Bunun birinci nedeni AB'nin klasik ulus devlet mantığı içinde ve ulus devletler tarafından oluşturulmasıydı. Ulus devlet sonrası modellerin gerektirdiği açılımları ve esneklikleri sergileyemedi.
İkincisi ve asıl önemlisi AB bir sol, bir
liberal sol projeydi. Bu sol, Hümanizma, Aydınlanma ve sosyal
demokrasi üstünden gelişen bir evrenselciliği savunuyordu. AB'yi
tamı tamına bu zihniyet önermiş ve
kurmuştu.
***
1990'lardan başlayarak özgürlükçü sol eriyince ve radikal sağ
yükselince AB projesi, insanlar fark etse de etmese de, yavaş yavaş
çözülmeye başladı.
Sonuç İngiltere'nin Brexit'ine kadar uzandı. Brexit bir yana, bugün tüm bu olanlardan sonra AB'nin hâlâ ayakta, hâlâ geçerli, hâlâ işlevsel bir kurum olduğunu söylemek olanaksız. Oysa sol egemen bir dünyada bugünkü ırkçılığın, yabancı düşmanlığının, bugünkü ötekileştirme ve dışlama politikalarının bu kertede hâkim olmayacağını belirtmek malumu ilamdan başka bir şey değil.
Tüm bu olumsuzlukları popülizme bağlayan değerlendirmeler görüyorum. Yanlış! Popülizm sağ politikaları canlandırmaz. Sağ politikaların ayrılmaz bir yöntemi olarak popülizm belirir.
Dar zamanlardayız. Popülist, radikal, ırkçı politikalar mevcut kurumları ve zihniyetleri ezerek ilerliyor. Daha da ilerleyecek.
Herhalde AB marşı kabul edilen 9. Senfoni'nin kompozitörü Beethoven hiç bu kadar utanmamıştı.